Hint Okyanusu'nda Şafak Operasyonu: Veronica III’ün Sonu
Bugün takvimler 16 Şubat 2026’yı gösterirken, dünya ajanslarına düşen görüntüler adeta bir Hollywood aksiyon filmini andırıyordu. Ancak durum kurgu değil, tamamen gerçekti. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), sosyal medya hesapları üzerinden paylaştığı videolarda, özel kuvvetlerin bir helikopterden Veronica III adlı tankere iniş yaptığı anları tüm dünyaya servis etti. Bu gemi sıradan bir yük taşımıyordu; karnında yaklaşık 2 milyon varil ham petrolle, Ocak ayında Venezuela'daki karışıklıktan istifade ederek limandan kaçmıştı. Geminin Karayipler'den başlayıp Hint Okyanusu'na kadar uzanan 10 bin millik kaçış öyküsü, ABD Donanması'nın "kaçabilirsin ama saklanamazsın" mesajıyla son bulmuş oldu.
Operasyonun gerçekleştiği bölge, lojistik açıdan oldukça kritik. USS Miguel Keith mobil üs gemisinden havalanan helikopterler, gemi mürettebatına hiçbir şans tanımadan güverteyi kontrol altına aldı. Pentagon'un "Operasyonu başarıyla kapattık" şeklindeki soğukkanlı açıklaması, aslında okyanusun ortasındaki gerilimin ne kadar yüksek olduğunu gizlemeye yetmiyor. Veronica III, sadece bir gemi değil; Rusya, İran ve Venezuela arasındaki o meşhur "yasaklı petrol trafiğinin" en önemli dişlilerinden biriydi.
2026 Deniz Stratejisi: Blokaj mı, Karantina mı?
Değerli okurlar, burada kavramlara dikkat etmek gerekiyor. ABD yönetimi bu sürece "blokaj" yerine ısrarla "karantina" (quarantine) diyor. Neden mi? Çünkü blokaj kelimesi uluslararası hukukta doğrudan bir savaş ilanı anlamına gelebiliyor. Hatırlarsanız, 1962'deki Küba Füze Krizi'nde de benzer bir terminoloji kullanılmıştı. 2026 yılı itibarıyla Trump yönetiminin uyguladığı bu yeni doktrin, yaptırıma tabi tutulan gemilerin uluslararası sularda serbestçe dolaşımını "kamu güvenliği ve ekonomik istikrar" gerekçesiyle engellemeyi amaçlıyor. İstanbul'dan bakınca, bu durumun deniz ticaret serbestisine vurduğu darbeyi görmemek imkansız. Ancak Washington, "yasa dışı aktörlerin hareket alanını daraltacağız" diyerek geri adım atmayacağının sinyalini veriyor.
Venezuela ve Maduro Sonrası Petrol Savaşları
Her şey 3 Ocak 2026’da Nicolas Maduro'nun bir baskınla yakalanmasıyla başladı. O günden bu yana Venezuela limanlarından demir alan onlarca tanker, deyim yerindeyse "başı kesik tavuk gibi" okyanuslara dağıldı. Veronica III bu tankerlerin en büyüğüydü. Bu gemilerin amacı, yüklerini açık denizlerde başka gemilere aktararak (Ship-to-Ship) izlerini kaybettirmek ve petrolü Çin veya Hindistan gibi pazarlara "başka bir ülkenin malıymış gibi" sokmaktı. Ancak ABD Donanması'nın uydu takip sistemleri ve İHA ağları, bu eski numaranın artık sökmediğini gösteriyor. Bugün gelinen noktada, Venezuela'nın petrol kaynakları üzerinde tam kontrol sağlama yarışı, denizlerdeki bu "el koyma" savaşlarını tetikleyen ana unsurdur.
Gölge Filo Kabusu: 800 Gemi Mercek Altında
Denizcilik sektöründe çalışanların bildiği bir terim vardır: Gölge Filo (Shadow Fleet). Yaşlı, sigortasız ve genellikle bayrak değiştiren bu gemiler, dünya genelinde yaptırımları delmek için kullanılıyor. Sahil Güvenlik yetkililerinden sızan bilgilere göre, şu an dünya denizlerinde bu şekilde dolaşan yaklaşık 800 gemi var. ABD Donanması'nın son bir saat içindeki hamlesi, bu 800 gemiye verilmiş açık bir ültimatomdur. "Eğer yaptırımları delerseniz, okyanusun neresinde olursanız olun sizi buluruz." Bu durum, denizcilik sigorta primlerinden navlun fiyatlarına kadar her şeyi tepetaklak etmiş durumda. Yarın bir gün Boğazlarımızdan geçen gemilerin de bu tür incelemelere takılıp takılmayacağı, İstanbul'daki denizcilik çevrelerinde en çok konuşulan senaryolar arasında.
Uluslararası Hukuk Çatırdıyor mu? Ziyaret Hakkı Tartışması
Burada biraz da hukuki boyuta dokunmak lazım. ABD, bu el koyma işlemlerini "Right of Visit" yani ziyaret hakkı kapsamında savunduğunu belirtiyor. Normal şartlarda bu hak, geminin korsanlık yapması veya köle ticaretiyle uğraşması gibi durumlarda kullanılabilir. Ancak 2026'nın "yeni normalinde", ekonomik yaptırımların ihlali de bu kapsama dahil edilmeye çalışılıyor. Birçok hukukçu, açık denizlerde bir devletin başka bir devletin bayrağını taşıyan gemiye müdahale etmesinin egemenlik ihlali olduğunu savunsa da, "güçlü olanın kuralı koyduğu" bir döneme girdik. Rusya'nın Marinera gemisine Ocak ayında İzlanda açıklarında el konulması da bu sürecin bir parçasıydı. Hukuk kitapları yeniden yazılıyor, ancak kalem mürekkebe değil, petrole ve baruta batırılmış durumda.
Hürmüz ve Babülmendep: Misilleme Korkusu Kapıda
Tabii bu işin bir de "öteki yüzü" var. Siz okyanusun ortasında bir gemiye el koyarsanız, karşı taraf da eli kolu bağlı oturmaz. İran tarafı, geçtiğimiz haftalarda Hürmüz Boğazı'nda benzer tacizlerde bulunarak "eğer bizim petrolümüz geçmezse kimsenin petrolü geçmez" mesajını vermişti. Bugün Veronica III'e yapılan müdahale sonrası, Tahran ve Moskova'dan gelecek tepkiler merakla bekleniyor. Özellikle insansız deniz araçları (kamikaze botlar) ve füzelerle donatılmış bölgesel güçlerin, ABD müttefiki ticaret gemilerini hedef alması an meselesi olabilir. İstanbul Boğazı'ndan dünyaya açılan lojistik ağlarımızın bu gerilimden yara almaması en büyük temennimiz, ancak görünen o ki sular durulmak bir yana, daha da kaynayacak.
Son olarak şunu söylemek lazım; biz gazeteciler her zaman olayların perde arkasına bakarız. Bugün Veronica III'ün güvertesine inen postallar, aslında yeni bir küresel enerji haritasının sınırlarını çiziyor. Bu sadece bir gemiye el koyma hikayesi değil, bir imparatorluğun denizlerdeki mutlak hakimiyetini yeniden tesis etme çabasıdır. Önümüzdeki saatlerde Pentagon'dan gelecek yeni video kayıtları ve belki de geminin limana çekilme görüntüleri, bu gerilimi bir üst perdeye taşıyacaktır. Takipteyiz, çünkü biliyoruz ki okyanustaki en küçük dalga bile dönüp dolaşıp bizim kıyılarımıza vuruyor.