Sosyal Medyada Yeni Milat: Neden Şimdi?
İstanbul’un hızlı temposunda, her gün binlerce çocuğun okula gidişini, parklarda oynamasını izlerken aslında görmediğimiz büyük bir tehlike dijital ekranların ardında büyüyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın son dönemdeki kararlı duruşu, Türkiye’nin dijital egemenlik ve çocuk hakları konusunda artık savunma pozisyonundan çıkıp aktif bir düzenleyici pozisyonuna geçtiğini gösteriyor. Sosyal medya düzenlemesi, sadece teknik bir metin değil; toplumun en küçük birimi olan aileyi dijital dünyanın kontrolsüz akıntısından koruma hamlesidir. Peki, neden 2026 yılı bu işin dönüm noktası oldu? Çünkü veriler artık alarm veriyor. Siber zorbalık vakaları, dijital bağımlılık oranları ve çocukların maruz kaldığı uygunsuz içerikler, bireysel önlemlerle baş edilemeyecek bir seviyeye ulaştı. Bakan Göktaş, her fırsatta "çocuklarımızı korumak bizim kırmızı çizgimizdir" diyerek bu düzenlemenin aciliyetini vurguluyor.
15 Yaş Sınırı: Sadece Bir Yasak Değil, Bir Zorunluluk
Düzenlemenin en çok konuşulan maddesi kuşkusuz 15 yaş sınırı. Bugüne kadar kağıt üzerinde kalan "13 yaş" kuralı, çoğu platformda çocukların doğum tarihlerini yanlış beyan etmesiyle kolayca aşılıyordu. Ancak yeni taslakla birlikte bu durum kökten değişiyor. Artık 15 yaş altındaki bir çocuğun, annesi veya babası yanında olsa bile, popüler sosyal ağlarda hesap açması teknik olarak mümkün olmayacak. Bu, bazılarımıza sert bir tedbir gibi gelebilir; fakat bir düşünün, henüz soyut düşünme becerisi tam gelişmemiş, algoritmalara karşı savunmasız bir çocuğun devasa bir veri madenciliği ve manipülasyon dünyasında yalnız başına bırakılması ne kadar etik? Bakanlık, bu sınırı belirlerken psikologlar, sosyologlar ve bilişim uzmanlarıyla ortak bir paydada buluştu. Amaç, çocuğu dünyadan koparmak değil, onun olgunlaşma sürecine saygı duymaktır.
8 Saniyede Değişen Hayatlar: Dikkat Süresi Neden Azaldı?
Bakan Göktaş’ın geçtiğimiz saatlerde sosyal medya üzerinden paylaştığı o dikkat çekici video, aslında hepimizin içten içe bildiği ama yüzleşmekten korktuğu bir gerçeği tokat gibi yüzümüze vuruyor. Elinde oyun hamurlarıyla kamera karşısına geçen Sayın Bakan, "Maalesef artık bir konuya 8 saniyeden fazla odaklanamıyoruz" diyor. Bu sadece bir tahmin değil; son 10 yılda çocukların dikkat süresinin %30 oranında azaldığı bilimsel bir gerçek. Sürekli kaydırılan videolar, anlık gelen bildirimler ve dopamin döngüsü yaratan beğeniler, çocuklarımızın beyin yapısını "hızlı tüketim" üzerine yeniden programlıyor. Bu da okulda bir dersi dinlemeyi, bir kitabı bitirmeyi veya bir arkadaşıyla derin bir sohbet kurmayı neredeyse imkansız hale getiriyor. Düzenleme, bu algoritmik saldırıya karşı bir mola verilmesini hedefliyor.
Dijital Oyunlarda Disiplin Dönemi: Yasak Değil Denetim
Gençler arasında yayılan "oyunlar yasaklanacak mı?" endişesine Bakan Göktaş’ın verdiği yanıt çok net: "Amacımız oyunları kapatmak değil, bu mecraları çocuklarımız için güvenli hale getirmek." İstanbul gibi bir metropolde yaşayan her ebeveyn bilir ki, oyunlar bazen bir çocuğun sosyalleşme aracıdır. Ancak bu sosyalleşme, kumar benzeri mekanizmalarla (loot box) veya şiddet içerikli sohbet odalarıyla zehirlenmemeli. Yeni sistemle birlikte, Türkiye’ye özel bir yaş derecelendirme sistemi geliyor. Tıpkı sinemadaki +13 veya +18 işaretleri gibi, oyunlar da sıkı bir denetimden geçecek. Ayrıca, yurt dışı merkezli oyun şirketlerinin Türkiye'de bir muhatap bulundurması zorunlu olacak. Bir sorun yaşandığında karşımızda bir robot değil, bir insan, bir kurum bulacağız.
Beyan Devri Bitiyor: Nitelikli Yaş Doğrulama Nedir?
"15 yaşındayım" butonuna basıp geçmek artık tarih oluyor. Yeni düzenlemenin kalbinde "nitelikli yaş doğrulama entegrasyonları" yatıyor. Bu, platformların kullanıcıların gerçek yaşını doğrulamak için devlet sistemleriyle (e-devlet gibi) veya yapay zeka tabanlı biyometrik kontrol sistemleriyle entegre çalışması anlamına geliyor. Bu yöntem, kişisel verilerin gizliliğini ihlal etmeden sadece "yaş uygunluğu" onayı verecek bir altyapı ile kurgulanıyor. Böylece çocukların, yaşını büyük göstererek tehlikeli içeriklere erişmesinin önüne geçilecek. Teknolojik bir zorunluluk olarak uygulanacak bu sistem, sosyal medya devlerinin de Türkiye pazarında kalabilmeleri için uymaları gereken bir standart haline gelecek.
Bakan Göktaş ve Sosyal Medya Çalışma Grubu'nun Rolü
Peki, bu kurallar kağıt üzerinde mi kalacak? Hayır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde 7/24 görev yapan profesyonel bir "Sosyal Medya Çalışma Grubu" bulunuyor. Bu ekip, dijital dünyayı adeta bir radar gibi tarıyor. Bakan Göktaş’ın açıkladığı verilere göre, bugüne kadar 3 bine yakın zararlı içeriğe doğrudan müdahale edildi. Bu müdahale süreci artık daha da hızlanacak. Tespit edilen zararlı içerik, siber zorbalık veya çocuk istismarı riski taşıyan materyaller, BTK ve adli mercilerle kurulan "hızlı hat" sayesinde anında engellenecek. Bakanlığın buradaki misyonu, sadece yasakçı değil, aynı zamanda proaktif bir koruyucu olmaktır.
Aileler ve Eğitimciler İçin Yol Haritası
Yasalar tek başına yeterli değildir; asıl mücadele mutfakta, oturma odasında başlar. Bakan Göktaş’ın velilere ve öğretmenlere yaptığı çağrı bu yüzden çok kıymetli. Bizler evde telefonumuzu elimizden düşürmezken çocuğumuza "kitap oku" diyemeyiz. Düzenleme, ebeveynlere çocuklarının dijital ayak izlerini takip edebilecekleri çok daha güçlü ve basit kontrol araçları sunmayı vadediyor. Ancak bu araçları kullanmak, çocukla kurulan güven bağının yerini tutamaz. Uzmanlar, ailelerin çocuklarıyla birlikte "ekransız saatler" belirlemesini ve dijital dünyayı bir ödül-ceza aracı olarak kullanmamasını öneriyor. Bu toplumsal mutabakat, düzenlemenin başarısındaki en büyük anahtar olacak.
İngiltere ve Avustralya Modelleri ile Karşılaştırma
Türkiye bu yolda yalnız değil. Bakanlık uzmanları bir yılı aşkın süredir İngiltere’deki "Online Safety Bill" ve Avustralya’daki benzer yasaları didik didik etti. Batı dünyası da aynı sorunla boğuşuyor ve benzer yaş sınırlarını tartışıyor. Türkiye’nin farkı, bu modelleri kendi kültürel ve ailevi yapısına uygun şekilde "Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi" ile harmanlamasıdır. Bu yerli ve milli dokunuş, düzenlemenin sadece bir ithal kural seti değil, bizim insanımıza, bizim evladımıza yönelik bir koruma kalkanı olmasını sağlıyor. Günün sonunda hedefimiz net: Teknolojiden korkmayan ama onun kölesi de olmayan, özgür ve sağlıklı düşünebilen bir nesil yetiştirmek.