16 Şubat 2026: Tahran’ın Diplomatik Satranç Hamlesi
Bugün 16 Şubat 2026 Pazartesi. Sabah saatlerinde İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nden gelen açıklamalar, aslında günlerdir diplomatik koridorlarda fısıldanan o büyük hamlenin habercisiydi. İran, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bölgedeki 8 kritik ülkeye eş zamanlı bir mesaj göndererek, Orta Doğu’nun önümüzdeki on yılını şekillendirecek bir süreci başlattı. Bu mesaj sadece bir iyi niyet beyanı değil; içinde tehdit, vaat ve stratejik bir savunma kalkanı önerisi barındıran kompleks bir muhtıra niteliğinde. Özellikle son bir saat içinde sosyal medya platformlarında Ali Laricani’nin sözlerinin alt metni okunmaya çalışılırken, Tahran’ın "savaş peşinde değiliz" vurgusunun, aslında İsrail’in olası bir hava operasyonuna karşı komşularını uyarma amacı taşıdığı artık bir sır değil.
Neden Bu 8 Ülke? Hedefteki Başkentlerin Stratejik Önemi
İran’ın belirlediği 8 ülke; Türkiye, Irak, Suudi Arabistan, BAE, Katar, Umman, Kuveyt ve Azerbaycan, tesadüfen seçilmiş bir liste değil. Bu ülkeler, İran’ın hem kara hem de deniz komşuları olmalarının yanı sıra, ABD’nin bölgedeki askeri varlığının en yoğun olduğu noktalar. Tahran, bu ülkelere gönderdiği notta çok net bir ifade kullanıyor: "Topraklarınızın veya hava sahanızın bize karşı kullanılmasına izin vermeniz, sizi doğrudan hedef haline getirir." Ancak bu sert uyarının yanında bir de havuç sunuluyor; ekonomik iş birliği ve bölgesel bir güvenlik paktı. İstanbul’daki ofisimde bu listeyi analiz ettiğimde, özellikle Suudi Arabistan ve BAE ile olan normalleşme sürecinin bu mesajla test edildiğini görüyorum. Eğer bu 8 ülke ortak bir tavır alabilirse, bölgede dış güçlerin müdahale alanı ciddi şekilde daralacaktır.
İçeride Protesto Dışarıda Diplomasi: İki Yüzlü Strateji
2025’in son aylarında başlayan ve 2026’nın ilk çeyreğinde doruğa ulaşan protestolar, İran rejimini son kırk yılın en zorlu sınavıyla karşı karşıya bıraktı. Wikipedia ve uluslararası haber ajanslarına düşen 50 bin tutuklu haberi, aslında buzdağının sadece görünen kısmı. İçeride halkın ekonomik çöküş ve baskılar nedeniyle sokaklara döküldüğü bir ortamda, Tahran’ın dışarıya bu kadar güçlü bir mesaj göndermesi bir "güç gösterisi" mi yoksa "panik butonu" mu? Samimi olmak gerekirse, her ikisi de. İran yönetimi, dışarıda bir gerilim yaratarak içerideki muhalefeti "dış güçlerin maşası" olarak yaftalamayı ve milliyetçi duyguları konsolide etmeyi amaçlıyor. Ancak sokaktaki İranlı artık bu söylemlere eskisi kadar prim vermiyor.
Cenevre ve Washington Hattı: Trump’ın Dönüşü ve Yeni Pazarlıklar
Washington’da Donald Trump’ın yeniden koltuğa oturmasıyla birlikte İran politikası 2018’deki "maksimum baskı" günlerine geri döndü. Ancak 2026’nın farkı, İran’ın artık nükleer eşikte olması. Cenevre’de bugün başlayan dolaylı görüşmeler, aslında bu 8 ülkeye gönderilen mesajın diplomatik karşılığıdır. İran, komşularına "benimle olun" derken, ABD’ye de "bölge ülkeleri benden yana, yaptırımları kaldırmazsanız bölgeyi ateşe veririm" restini çekiyor. Bu tehlikeli bir oyun. Laricani’nin bugün yaptığı "ABD kendi çıkarlarını İsrail’den ayırabilir" açıklaması, aslında Washington’daki şahin kanada gönderilmiş bir fitne tohumu gibi duruyor.
İsrail’in Müdahale Tehdidi ve İran’ın Savunma Doktrini
Netanyahu hükümetinin "İran’ın nükleer programı tamamen yok edilmeli" çıkışı, sadece bir söylem değil. İsrail ordusunun son bir haftadır yaptığı tatbikatlar ve sosyal medyaya düşen uydu görüntüleri, 2026 baharının oldukça sıcak geçeceğini gösteriyor. İran’ın 8 ülkeye gönderdiği mesajda İsrail’e özel bir parantez açılmış durumda. Tahran, herhangi bir saldırı durumunda sadece İsrail’i değil, ona destek veren tüm bölgesel lojistik noktaları vuracağını beyan ediyor. Bu durum, özellikle Amerikan üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerini büyük bir ikilemin içine itiyor.
Türkiye’nin Pozisyonu: İstanbul’dan Bakışla Arabuluculuk mu, Gözlem mi?
Türkiye için bu durum, her zamanki gibi bir bıçak sırtı dengesi anlamına geliyor. Ankara bir yandan Suriye ve Irak hattındaki kendi güvenliğini düşünürken, diğer yandan komşusu İran’ın bir iç savaşa veya dış müdahaleye sürüklenmesinin yaratacağı devasa mülteci dalgasından çekiniyor. Başkan Erdoğan’ın "Sel gider kum kalır" sözü, aslında bölgedeki tüm geçici aktörlere bir ders niteliğinde. Türkiye, İran’ın mesajına "makul bir mesafe" ile yaklaşıyor; ne Tahran’ın tüm taleplerine evet diyor ne de onu tamamen yalnız bırakıyor. İstanbul’daki bir gazeteci olarak söyleyebilirim ki, Türkiye bu süreçte "aklıselim" olan tek aktör gibi duruyor.
Sosyal Medya ve Bilgi Savaşı: Gerçekler ve Dezenformasyon
Son bir saat içinde X (eski Twitter) üzerinde yayılan "İran hava sahası sivil uçuşlara kapatıldı" iddiaları veya "Tahran’da internet tamamen kesildi" haberleri, bilgi savaşının ne kadar keskin olduğunu gösteriyor. Ancak yerel kaynaklar ve teyitli bilgiler, hayatın (en azından şimdilik) kontrollü bir kaos içinde devam ettiğini söylüyor. İran’ın 8 ülkeye mesajı, dijital dünyada da büyük bir karşılık buldu. Bot hesaplar üzerinden yayılan dezenformasyon, bölge ülkelerindeki halkların algısını yönetmeye çalışıyor. Bu yüzden biz gazetecilere düşen görev, resmi açıklamalarla sahadaki gerçekliği harmanlayıp en doğru resmi sunmaktır.
Bölgesel Güvenlik Mimarisinde Yeni Bir Dönem mi Başlıyor?
İran’ın bu hamlesi, Orta Doğu’da artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının kanıtıdır. Eğer bu 8 ülke, Tahran’ın çağrısına yapıcı ama temkinli bir yanıt verirse, bölge dışı aktörlerin oyun alanı daralabilir. Ancak İran’ın kendi içindeki protestoları kanla bastırmaya devam etmesi, bu diplomatik atağın inandırıcılığını zayıflatıyor. Önümüzdeki günlerde Cenevre’den gelecek haberler ve İran sokaklarındaki tansiyon, bu mesajın bir barış köprüsü mü yoksa fırtına öncesi sessizlik mi olduğunu bize gösterecek. Biz burada, İstanbul’da, tarihin bu kritik dönemecini izlemeye ve en yalın haliyle aktarmaya devam edeceğiz.