2026 Ulaşım Zamları: Maaşlar Daha Yatmadan Nasıl Eridi?
Türkiye'de ekonomik atmosferin en sert hissedildiği yer kuşkusuz İstanbul sokakları ve o sokakların can damarı olan toplu taşıma hatlarıdır. 2026 yılının başında asgari ücretlilere ve emeklilere yapılan iyileştirme zamları, henüz vatandaşın cebine tam anlamıyla girmeden, temel hizmetlere gelen artışlarla erimeye başladı. Marmaray ve toplu taşımaya yapılan son zamlar, dar gelirli grubun bütçesinde telafisi zor bir delik açtı. Bir editör olarak sokaktaki nabzı tuttuğumda gördüğüm tek bir şey var: Vatandaş artık "zam" kelimesini duymaktan yoruldu ama rakamlar yorulmuyor.
Marmaray Ücret Tarifesinde Yeni Dönem: Rekor Artış
Marmaray, İstanbul'un iki yakasını birbirine bağlayan en kritik hat. Ancak bu hattı kullanmanın bedeli artık asgari ücretli bir işçi için "lüks" kategorisine girmeye aday. Son yapılan düzenleme ile en uzun mesafe ücretinin 115 TL sınırını aşması, sadece bir ulaşım kalemi değil, aynı zamanda hayat pahalılığının en somut göstergesi. Sabah Gebze'den yola çıkıp Halkalı tarafına giden bir emekçinin sadece ulaşım için ayırdığı bütçe, ev kirasıyla yarışır hale geldi. Bu durum, ulaşımın bir sosyal hak olmaktan çıkıp ticari bir yükümlülüğe dönüştüğünün en bariz kanıtıdır.
Asgari Ücretli ve Emekli İçin Ulaşım Çilesi: Matematik Yanılıyor mu?
Gelin basit bir hesap yapalım. En düşük emekli maaşını alan bir vatandaşın, torununa gitmek veya hastane randevusuna yetişmek için ayda sadece 10 kez toplu taşıma kullandığını varsayalım. Aktarmalar ve Marmaray farkı eklendiğinde ortaya çıkan rakam, yapılan maaş zammının neredeyse yarısını tek başına yutuyor. Asgari ücretli için durum daha da vahim. Günde iki aktarma yapan bir gencin, cebinde kalan parayla sosyalleşmesi veya tasarruf etmesi artık bir hayalden ibaret. İstanbul'un yerel bir yazarı olarak şunu söyleyebilirim ki; sokaktaki insan "Maaşıma zam yapmasınlar ama yeter ki ulaşıma, ekmeğe zam gelmesin" noktasına gelmiş durumda.
Sosyal Medyanın Gündemi: Halkın Zam Tepkisi Dinmiyor
Bugün sosyal medya platformlarına baktığınızda, özellikle X (eski Twitter) üzerinde "Marmaray" ve "Toplu Taşıma" etiketleri altında binlerce öfkeli mesaj görebilirsiniz. Son 1 saat içinde atılan tweetlerin neredeyse tamamı, hükümetin ve yerel yönetimin koordineli bir şekilde vatandaşın cebindeki son kuruşa göz diktiği yönünde. İnsanlar, asgari ücret zammının bir "illüzyon" olduğunu savunuyor. Görsel paylaşımlarda eski ve yeni bilet fiyatları karşılaştırılırken, "Zam geldiği gün ekmeğimiz küçüldü" yorumları en çok etkileşim alanlar arasında. Halk, bu zamların birer ekonomik zorunluluktan ziyade, bütçe açıklarını kapatmak için vatandaşın sırtına yüklenen bir küfe olduğunu düşünüyor.
Toplu Taşımada Sürdürülebilirlik mi Yoksa Gelir Kapısı mı?
Yetkililer genellikle artan yakıt maliyetlerini ve yedek parça fiyatlarını gerekçe göstererek bu zamları savunuyorlar. Elbet bir maliyet tablosu var, bunu inkar etmek gerçekçi olmaz. Ancak sosyal devlet ilkesi gereği, ulaşım gibi temel bir hakkın kar-zarar dengesi üzerinden bu denli sert fiyatlanması, toplumsal barışı da zedeliyor. Marmaray gibi devasa yatırımların maliyetini emeklinin cebindeki üç kuruştan çıkarmaya çalışmak, uzun vadede sadece daha az hareket eden, daha az tüketen ve dolayısıyla ekonomiyi daha da durgunlaştıran bir toplum yapısı yaratır.
Şu anki tabloya baktığımızda, 2026 yılı ulaşım açısından tarihe "pahalı bir yıl" olarak geçecek. İstanbul'da yaşam mücadelesi veren her birey, artık sokağa adımını attığı an bir "sayaç" çalışıyormuş gibi hissediyor. Zamların geri alınması veya sübvanse edilmesi yönündeki talepler ise şimdilik yankısız kalıyor. Bizler kalemimizle bu adaletsizliği yazmaya devam edeceğiz; zira asgari hayat yaşayanların sesini duyurmak, en az o raylar üzerindeki trenler kadar hızlı ve kararlı olmalıdır.