MHP'den Tampon Teklifi: Siyasetin Yeni Yol Haritası
Türkiye, 16 Şubat 2026 sabahına sadece bir siyasi açıklamayla değil, ülkenin sınır kaderini değiştirecek bir teklifle uyandı. MHP lideri Devlet Bahçeli'nin uzun süredir ilmek ilmek işlediği "2026'da terörsüz bir ülke" vizyonunun en somut adımı, "Tampon Bölge" önerisiyle ete kemiğe büründü. İstanbul'un puslu sabahında yazı işleri masasına düşen ilk bilgiler, bu hamlenin sadece bir savunma refleksi değil, aynı zamanda proaktif bir dış politika hamlesi olduğunu gösteriyor. Son bir saattir sosyal medya platformlarında binlerce etkileşim alan bu konu, aslında Ankara'nın derin koridorlarında aylardır pişirilen bir planın dışa vurumu.
İran Hattında Neler Oluyor? 2026 Risk Analizi
Peki, neden şimdi? Dostlar, biliyorsunuz ki bölgemiz hiçbir zaman süt liman olmadı. Ancak 2026 yılının başından bu yana komşumuz İran'da yaşanan iç dinamiklerdeki değişim ve bölgesel müdahaleler, sınırımıza devasa bir göç dalgasının dayanma riskini doğurdu. Sadece son bir saat içinde bölgedeki yerel aktivistlerin ve veri takip ajanslarının paylaştığı görüntüler, sınırın öte tarafında bir hareketliliğin başladığını fısıldıyor. MHP'nin teklifi işte tam burada devreye giriyor: "Gelsinler, bakalım" devri bitti. Artık "Orada kalsınlar, biz orada bakalım" stratejisi masada. Bu tampon bölge, bir nevi Türkiye'nin güvenlik sigortası olarak planlanıyor.
Devlet Bahçeli'nin "Terörsüz Türkiye" Manifestosu
Bahçeli'nin bugün yaptığı vurgular aslında birer vasiyet niteliğinde. "Cumhuriyet’in yeni yüzyılında terörü bu topraklardan söküp atacağız" derken, sadece içerideki operasyonlardan bahsetmiyor. Sınırın sıfır noktasından başlayarak, içeriye tek bir kaçak sızmanın, tek bir terör unsurunun giriş yapamayacağı bir "çelik kubbe" kara savunmasından bahsediyor. MHP kanadından gelen bu teklif, Meclis'teki diğer grupları da oldukça hareketlendirdi. Kimisi bunun diplomatik bir intihar olduğunu savunsa da, milliyetçi cenahın duruşu net: Vatan toprağının güvenliği, komşunun iç işlerinden daha mukaddestir.
Tampon Bölgenin Teknik ve Stratejik Detayları
Şimdi biraz teknik konuşalım, zira bu iş sadece "duvar örelim" demekle olmuyor. Bahsedilen tampon bölge kurgusu, 203 adet elektro-optik kuleyle donatılmış, İHA ve SİHA'ların 7/24 devriye attığı, termal sensörlerin kuş uçurtmadığı bir ekosistem. Ancak MHP'nin teklifindeki fark şu: Bu teknolojik bariyerin önünde, yani sınırın 20 kilometre dışında, bir "güvenli yönetim alanı" oluşturulması. Burada kurulacak olan geçici barınma merkezleri sayesinde, olası bir insani kriz Türkiye topraklarına bulaşmadan, BM normlarına uygun şekilde yerinde çözülecek. Bu, 2011'deki Suriye krizinden alınan en büyük derstir diyebiliriz.
Diplomasi Masası mı, Askeri Harekat mı?
Hükümetin bu noktada elinde A, B ve C planları hazır. A planı, İran yönetimiyle el sıkışıp bu bölgeyi ortak yönetmek. B planı, uluslararası kamuoyunu arkasına alarak bir güvenli bölge ilanı. Ama MHP'nin ısrar ettiği ve bugün sosyal medyada "Gereken yapılsın" başlıklarıyla desteklenen C planı ise; güvenlik riski kapıya dayandığında kimseye sormadan oraya girmek. Bir gazeteci olarak sahada gördüğüm şu: Türkiye artık eski Türkiye değil. Lojistik kapasitesi, askeri mobilizasyonu ve en önemlisi siyasi iradesi bu tip bir operasyonu tek başına yürütebilecek güçte. İstanbul'un kahvehanelerinden tutun da plazalarına kadar herkesin dilinde aynı soru: "Geç kalır mıyız?" İşte bu teklif, geç kalmamak için verilmiş bir ültimatomdur.
İstanbul Editör Gözüyle: Sokaktaki Yankılar
Biraz samimi olalım can dostlar; vatandaşın cebi yanıyor, mutfağı dertli, evet. Ama mevzu bayrak ve sınır olunca bizim insanımızın bakışı değişir. Bugün Kadıköy'den Beşiktaş'a, Üsküdar'dan Başakşehir'e kadar siyasetin nabzını tuttuğumuzda şunu görüyoruz: Kimse yeni bir belirsizlik, yeni bir kontrolsüz göç istemiyor. "MHP'den Tampon Teklifi" geldiği andan itibaren, "Devlet baba gereğini yapsın" sesleri yükselmeye başladı. Bizim insanımız sağduyuludur; güvenliğin olmadığı yerde ne ekonominin ne de huzurun olmayacağını bilir. Bu yüzden bu makaleyi yazarken sadece rakamlara değil, sokağın o sert ve gerçekçi nabzına da kulak verdim.
Toparlamak gerekirse, 2026 yılı Türkiye için bir arınma ve tahkimat yılı olarak tarihe geçecek gibi duruyor. Sınırlarımızdaki hareketlilik her ne boyutta olursa olsun, Ankara'daki bu kararlı duruşun sahaya nasıl yansıyacağını önümüzdeki birkaç gün içinde göreceğiz. Ama şunu bilin ki; o tampon bölge ya kurulacak, ya kurulacak. Başka bir alternatifin Türkiye'ye maliyeti, geçmişteki tecrübelerimizle sabit ki çok ağır olur. Biz yerel basın olarak bu sürecin her saniyesini takip etmeye, size en sıcak ve en doğru bilgiyi ulaştırmaya devam edeceğiz. Gözünüz kulağınız bizde olsun, zira mevzu memleket meselesi.