Ankara Zirvesi'nin Perde Arkası: Sadece Ekonomi mi?
Şubat ayının bu dondurucu Ankara sabahında, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin kapıları tarihi bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, yanında 10 bakanı ve kollarının altında devasa bir "Ankara paketi" ile gelmişti. Bir gazeteci olarak yıllardır bu tip zirveleri takip ederim; ancak bu seferki hava, geçmişteki o gergin, parmak sallayan üsluptan çok uzak, şaşırtıcı derecede profesyonel ve iş odaklıydı. İki liderin yüzündeki ifadeler, "Hadi şu pürüzleri kenara koyalım da biraz iş yapalım" der gibiydi. Görüşmenin ilk saatlerinden itibaren sızan bilgiler, tarafların derin sulardaki egemenlik tartışmalarını bir kenara bırakıp, halkın cebine doğrudan yansıyacak ekonomik kazanımlara odaklandığını gösteriyordu.
Peki, bu ziyaret neden 2026’nın en kritik diplomatik hamlesi olarak kayda geçiyor? Çünkü artık iki ülke de biliyor ki; bölgesel istikrarsızlık ve küresel ekonomik dalgalanmalar kapıdayken, kapı komşusuyla didişmek sadece enerji kaybı. Sosyal medyada, özellikle X platformunda son birkaç saattir Atina muhabirlerinin geçtiği analizlerde, Miçotakis’in bu ziyareti "Yunanistan'ın ataletinden kurtuluşu" olarak nitelendirmesi boşuna değil. Ankara ise sürece daha vakur ama taleplerinden ödün vermeyen bir çizgide yaklaşıyor. Ticaret hacminin 7 milyar dolardan 10 milyar dolara çıkarılması hedefi, sadece bir rakam değil; binlerce yeni istihdam ve Ege’nin her iki yakasındaki KOBİ’ler için yeni bir nefes demek.
İzmir-Selanik Ro-Ro Hattı: Ege Denizi Lojistik Üssü Oluyor
Zirvenin en somut ve belki de en heyecan verici çıktılarından biri kuşkusuz İzmir ile Selanik arasında kurulacak olan Ro-Ro hattı. Bu proje yıllardır konuşulur, tozlu raflarda bekletilirdi. Ancak 16 Şubat itibarıyla artık elimizde imzalanmış bir mutabakat zaptı var. Bu hat, Türk tırlarının Avrupa içlerine çok daha hızlı ve maliyetsiz ulaşması, Yunan lojistik ağının ise Anadolu üzerinden Asya’ya bağlanması anlamına geliyor. İzmir limanlarındaki hareketliliği ve Selanik’in lojistik önemini düşündüğümüzde, bu hattın sadece mal taşımayacağını, aynı zamanda iki halkın ticari kaderini de birbirine bağlayacağını söylemek yanlış olmaz.
Yapay Zekadan Deprem Hazırlığına: 7 Kritik Anlaşma
Sadece ticaret mi? Hayır. Ankara’daki masada tam 7 ayrı başlıkta imzalar atıldı. Bilim ve teknoloji alanındaki işbirliği niyet beyanı, özellikle üniversiteler arası teknopark transferleri açısından devrim niteliğinde. İki komşunun, olası bir deprem felaketinde sivil savunma birimlerini nasıl koordine edeceği üzerine attığı imzalar ise, o meşhur "deprem diplomasisi" geleneğinin artık kurumsallaştığını kanıtlıyor. Ayrıca kültürel mirasın korunması ve turizmin çeşitlendirilmesi noktasında alınan kararlar, Ege adalarındaki vize kolaylığı sürecinin bir üst aşamaya geçeceğinin de sinyallerini veriyor.
Batı Trakya ve Ege Sorunları: Masada Ne Değişti?
Tabii her şey toz pembe değil. Bizim meslekte bir kural vardır: Satır aralarını oku. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ortak basın toplantısında Batı Trakya’daki soydaşlarımızın haklarını dile getirirken ses tonu kararlıydı. Müftülük seçimlerinden eğitimdeki engellere kadar her konu, nezaket çerçevesinde ama tüm ağırlığıyla Miçotakis’in önündeydi. Yunan tarafı ise kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge konularında uluslararası hukuk vurgusunu yineledi. Ancak buradaki can alıcı nokta şu: Eskiden bu konular masaya geldiğinde kapılar çarpılır, uçaklar Ege üzerinde it dalaşına girerdi. Şimdi ise "Anlaşmazlıklarımız gerçek ve önemli, ancak bunları açık iletişim kanallarıyla yönetebiliyoruz" vizyonu hakim.
Miçotakis’in Ankara’da dile getirdiği "Casus Belli" (savaş sebebi) kartının kaldırılması talebi, Yunan iç siyaseti için bir zafer gibi sunulsa da, Ankara’nın bu konudaki tavrı belli: Meşru haklar korunacak, ama tehdit dili değil diyalog dili esas alınacak. Atina basını son bir saat içinde bu konuyu "cesur bir hamle" olarak manşetlerine taşırken, bizim yerel kaynaklarımız bu çıkışın "beklenen bir retorik" olduğunu ve görüşmelerin seyrini bozmadığını belirtiyor.
Kıbrıs Meselesinde 'Fırsat Penceresi' mi Açılıyor?
Görüşmenin en hassas başlıklarından biri de Kıbrıs’tı. Miçotakis, 2017 Crans-Montana görüşmelerinden bu yana durma noktasına gelen süreci canlandırmak için bir "fırsat penceresi" gördüğünü ifade etti. Erdoğan ise her zaman olduğu gibi iki devletli çözüm ve eşit uluslararası statü vurgusunu korudu. Ancak tonlamalardaki yumuşama, BM nezdindeki girişimlerin önümüzdeki aylarda hız kazanabileceğine dair bir umut ışığı yaktı. Kulislerde konuşulanlara göre, iki lider de Kıbrıs konusunun ikili ilişkilerin önünde bir blokaj oluşturmasına izin vermeme konusunda zımni bir anlaşmaya varmış durumda.
Editörün Notu: Kalıcı Huzur Mümkün mu?
Bir gazeteci olarak bu sürece bakınca şunu görüyorum: Türkiye ve Yunanistan, 2026 itibarıyla artık birbirini tehdit eden iki düşman değil, ortak paydalarda buluşabilen iki zorlu ortak gibi davranıyor. İstanbul'un bir kafesinde oturup iki yakanın haberlerini harmanlayan biri olarak diyebilirim ki; barış, bazen sadece kavga etmemeyi seçmektir. Ankara ziyareti, sorunları tamamen çözmedi -ki bunu kimse beklemiyordu- ama sorunların çözümüne dair dili tamamen değiştirdi. Ege'nin serin suları şimdi hiç olmadığı kadar sakin görünüyor. Bu sükunetin ömrü, atılan imzaların ne kadar sadakatle uygulanacağına bağlı olacak. Ancak şu bir gerçek ki; ticaretin, teknolojinin ve samimi diyaloğun kazandığı bir masada, kaybeden sadece statükocu zihniyetler olacaktır.