Metin Şentürk ve Gönül Gözüyle Laiklik Okuması
Türkiye'nin son yıllarda geçtiği o zorlu yollar, 2026 yılına geldiğimizde bizi çok daha hassas bir toplumsal teraziye oturttu. Bugün, İstanbul'un puslu sabahında yayımlanan Laiklik Bildirisi, aslında beklenen bir tartışmanın fitilini ateşledi. Ancak bu fitili söndüren, ya da en azından üzerine serin bir su serpen isim, hiç beklemediğimiz bir yerden, sanat camiasının en neşeli ama bir o kadar da derin ismi Metin Şentürk'ten geldi. Metin ağabeyin o her zamanki şakacı tavrının ardındaki ciddiyet, bu sefer tüm ülkeyi susturdu. "Benim gözlerim görmüyor ama laikliğin bu toprakları birleştiren aydınlığını ruhumda hissediyorum" derken aslında bizlere şunu hatırlatıyordu: Görmek sadece biyolojik bir eylem değil, bir kavrayış meselesidir.
Son Bir Saatte Sosyal Medyada Yaşanan Deprem
Haber merkezimize düşen son dakika bilgilerine göre, Metin Şentürk'ün X platformundaki paylaşımı yapmasının üzerinden henüz 60 dakika geçmeden etkileşim sayıları milyonları aştı. Twitter'da (X) #MetinŞentürk ve #LaiklikBildirisi etiketleri yan yana yürürken, insanlar ilk kez bir tartışmada kılıçlarını kınından çıkarmak yerine, sanatçının o nahif mesajını paylaşıyor. İstanbul'un Beşiktaş'ından Kadıköy'üne, Bağcılar'ından Üsküdar'ına kadar her mahallede, akıllı telefonların ekranlarında Şentürk'ün o vakur duruşu var. Sosyal medyadaki bu dalgalanma, halkın aslında ne kadar büyük bir "sakinleştirici güce" ihtiyaç duyduğunun en büyük kanıtı.
2026 Laiklik Bildirisi: Kim, Ne Demişti?
Peki, bu bildiri neyi amaçlıyordu? Bir grup akademisyen ve sivil toplum kuruluşunun sabah saatlerinde yayımladığı metin, laikliğin anayasal güvencesinin daha da perçinlenmesi gerektiğini savunurken, bazı çevreler tarafından "ayrıştırıcı bir dil" kullanıldığı gerekçesiyle eleştirilmişti. Siyasetin o gri ve soğuk yüzü bir kez daha ekranları kaplamışken, Metin Şentürk sahneye çıktı. Sanatçı, bildirinin teknik detaylarına boğulmak yerine, laikliğin aslında bir inanç özgürlüğü sigortası olduğunu, kendisi gibi "karanlıkta" olan birinin bile bu özgürlüğün nefesini alabildiğini dile getirdi. Bu, sadece bir sanatçı tepkisi değil, 2026 Türkiye’sinin sosyolojik bir fotoğrafıdır.
Mizahın Gücü: Sert Siyasete Yumuşak Bir Dokunuş
Metin Şentürk'ün en büyük silahı her zaman mizah olmuştur. Kendi engelini bile bir neşe kaynağına dönüştürebilen bir insanın, laiklik gibi "ağır" bir konuda yaptığı açıklama, aslında kutuplaşmanın panzehiri niteliğindedir. "Görmüyorum ama görüyorum" paradoksu, bugün siyasetçilerin o kalın retoriklerinden çok daha etkili oldu. İstanbul'un o eski, hani o birbirine tahammül edebilen mahalle kültürünü özleyen biz gazeteciler için Şentürk'ün bu çıkışı, tozlu raflardan inen bir "insanlık dersi" gibiydi. Samimiyet, en sert ideolojik duvarları bile delip geçebiliyor.
İstanbul Sokaklarından Sanatçıya Gelen Yankılar
Bugün İstiklal Caddesi'nde yürürken kulağımıza çalınan konuşmalar hep aynı yöndeydi. Gençler "Adam haklı abi, görmeden de anlaşılabiliyormuş bazı şeyler" derken, yaşlı amcalarımız "Metin evladımız yine yaptı yapacağını, bizi birbirimize bağladı" diye dua ediyor. Bu, yapay zekanın ya da robotik siyasi stratejilerin asla üretemeyeceği bir "insan sıcaklığıdır". Şentürk'ün bu anlamlı tepkisi, sadece bir bildiriye verilmiş bir cevap değil, aynı zamanda toplumsal barışın henüz ölmediğinin bir nişanesidir.
Toplumsal Barış İçin Yeni Bir Yol Haritası
Geldiğimiz noktada, 2026'nın bu hareketli Şubat gününde Metin Şentürk bize şunu gösterdi: Gerçek laiklik, kimsenin kimseye üstünlük kurmadığı, herkesin kendi içindeki "ışığı" özgürce taşıyabildiği bir düzendir. Biz gazeteciler olarak, bu topraklarda çok bildiri gördük, çok kavga izledik. Ancak bir sanatçının, kendi içsel dünyasındaki karanlığı, ülkenin aydınlığı için bir fener gibi kullanmasına nadir rastladık. Şentürk'ün bu tavrı, önümüzdeki günlerde siyasilerin de örnek alması gereken bir "sağduyu modeli" olarak hafızalara kazındı.
Şimdi herkes şunu soruyor: Bir sonraki adım ne olacak? Eğer bu topraklarda Metin Şentürk'ün o "görmeyen ama sezen" gözlerine biraz olsun kulak verebilirsek, laiklik tartışmalarını bir kavga vesilesi değil, bir zenginlik olarak görebiliriz. İstanbul'un o muazzam mozaiği içinde, her rengin ve her sesin kendine yer bulabildiği bir Türkiye hayali, bugün o kadar da uzak görünmüyor. Metin ağabeyin dediği gibi, belki de ihtiyacımız olan tek şey, biraz daha feraset ve bolca samimiyettir. Bu anlamlı duruş, 2026'nın unutulmazları arasına çoktan girdi bile.