TBMM Gündemi: Kamudaki Maaş Uçurumu Masada
Türkiye'nin ekonomi gündemi, 2026 yılının Şubat ayında yine kamu çalışanlarının cebine kilitlenmiş durumda. İstanbul’un kalabalık sokaklarında, vapur iskelelerinde ve ofis molalarında konuşulan tek bir konu var: Kim ne kadar alıyor, kimin maaşı enflasyon karşısında daha çok eridi? Bu tartışmaların fitilini ateşleyen gelişme ise Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) çatısı altında yaşandı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, kamu işçisi ile memur arasındaki o meşhur "ücret makası" üzerine verdiği yanıt, beklentileri hem tazeledi hem de bütçe gerçekleriyle yüzleştirdi.
Kamuoyunda uzun süredir dile getirilen, aynı kurumda yan yana çalışan memur ile işçinin ay sonu bordroları arasındaki uçurum, nihayet resmi bir soru önergesine konu oldu. Mehmet Şimşek’in bu konudaki tutumu, sadece bir rakam telaffuzu değil, aynı zamanda 2026 yılının geri kalanı için uygulanacak mali disiplinin de yol haritası niteliğini taşıyor.
MHP'den Kritik Soru Önergesi: Baki Ersoy Ne Sordu?
MHP Kayseri Milletvekili Baki Ersoy’un TBMM Başkanlığına sunduğu soru önergesi, aslında sokaktaki memurun çığlığına tercüman oldu. Ersoy, son dönemdeki toplu sözleşme süreçleri ve enflasyon farkı uygulamalarıyla birlikte, kamu işçilerinin bazı durumlarda kendilerinden daha yüksek eğitim seviyesine veya sorumluluk alanına sahip memurları maaş noktasında geride bıraktığına dikkat çekti. Bu durumun "çalışma barışını" bozduğunu ifade eden Ersoy, bakanlığın bu adaletsizliği gidermek adına bir planı olup olmadığını açıkça sordu.
Mehmet Şimşek'in "Bütçe Disiplini" Vurgusu ve Satır Araları
Bakan Şimşek’ten gelen yanıt, tipik bir "ekonomi yönetimi" duruşunu simgeliyor. Şimşek, "Kamu görevlilerinin mali ve sosyal haklarına ilişkin olarak bütçe imkânları ve ücret dengeleri çerçevesinde çalışmalar yapılmaktadır" diyerek kapıyı tamamen kapatmasa da, bütçe imkânlarının sınırlarını bir kez daha hatırlattı. İstanbul finans çevrelerinde bu açıklama, "yeni bir kaynak yaratılmadan ek bir iyileştirme zor" şeklinde okunuyor. Bakanın cevabında bütçe disiplinine yaptığı atıf, enflasyonla mücadele programından taviz verilmeyeceğinin de bir kanıtı olarak görülüyor.
2026 Yılı Memur Maaş Katsayıları ve %18,60'lık Artış
Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan son genelgeyle birlikte 2026 yılının ilk yarısı için rakamlar artık netleşti. Memur maaşlarına esas teşkil eden katsayılar, %18,60'lık genel artış oranına göre yeniden düzenlendi. Buna göre aylık katsayı 1,387871, taban aylık katsayısı ise 22,722793 olarak belirlendi. Bu rakamlar, bir şube müdürünün maaşından bedelli askerlik ücretine kadar geniş bir yelpazeyi etkiliyor.
Ancak İstanbul gibi hayat pahalılığının zirve yaptığı bir metropolde yaşayan bir devlet memuru için bu oranlar, kira ve gıda masrafları karşısında ne kadar koruyucu olacak? İşte asıl soru burada düğümleniyor. Memur kesimi, işçilerin geçmiş dönemlerde aldığı refah payı ve seyyanen zamların benzerinin kendilerine de uygulanmasını talep ederken, Bakanlık katsayılar üzerinden yürümeyi tercih ediyor.
Kamu İşçileri ile Memurlar Arasındaki Makas Neden Derinleşti?
Bu dengesizliğin kökeninde 2025 yılında imzalanan toplu iş sözleşmeleri yatıyor. Kamu işçileri için sağlanan kazanımlar, enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde memur maaşlarına göre daha dirençli bir profil sergiledi. İşçilerin taban ücretlerinin yükseltilmesi ve üzerine eklenen refah payları, üniversite mezunu bir memurun maaşının, aynı kurumdaki lise mezunu bir işçinin maaşının altında kalmasına neden oldu. Bu teknik bir hata değil, yıllar içinde biriken farklı sözleşme döngülerinin yarattığı bir sonuçtur.
Seyyanen Zam Beklentisi ve Maliye Bakanlığı'nın Son Genelgesi
2026 yılına girerken milyonların gözü kulağı bir "seyyanen zam" haberindeydi. Ancak Bakanlığın son yayımladığı genelge, bu beklentilere şimdilik set çekmiş görünüyor. Genelgede sadece katsayı artışlarına yer verilmesi, ek bir ödemenin gündemde olmadığını gösteriyor. Bakan Şimşek’in TBMM’ye verdiği yanıtta "çalışmalar yapılıyor" ifadesini kullanması ise, belki de yılın ikinci yarısı veya 2027 bütçesi için bir açık kapı bırakma amacı taşıyor olabilir.
İstanbul Ekonomi Çevrelerinden Bakış: Çalışma Barışı Tehlikede mi?
Bir gazeteci olarak İstanbul’un ekonomi çevrelerinde yaptığım görüşmelerde, uzmanların ortak endişesi "liyakat ve motivasyon kaybı" üzerine yoğunlaşıyor. Eğer bir mühendis, emrinde çalışan teknik personelden daha az maaş alıyorsa, orada verimlilikten söz etmek güçleşir. İstanbul gibi bir şehirde memuriyetin cazibesini yitirmesi, kamu hizmetlerinin kalitesini de uzun vadede aşağı çekecektir. Bakan Şimşek’in "ücret dengesi" vurgusu tam da bu noktada kritik önem arz ediyor.
Peki, önümüzdeki süreçte ne olacak? Meclis gündemine taşınan bu konu, muhtemelen sendikaların baskısıyla daha fazla konuşulacak. Şimşek yönetimi, rasyonel zemin üzerinde kalmaya çalışırken, siyasetin sokağa kulak vermesi gerekebilir. 2026'nın ikinci yarısında enflasyonun seyri, bu dengesizliğin giderilmesi için yapılacak ek düzenlemelerin de belirleyicisi olacaktır.
Sözün özü; Ankara'da rakamlar konuşurken, İstanbul'da geçim derdi konuşuyor. Mehmet Şimşek’in "çalışıyoruz" dediği o denge, umarız sadece kağıt üzerinde değil, mutfaktaki yangını söndürecek şekilde tezahür eder. Kamu çalışanları arasında yaratılan bu hiyerarşik olmayan ücret yapısı, sadece mali bir sorun değil, aynı zamanda bir sosyal adalet sınavıdır.