Bilecik’te Yükselen Ses: Hak Mücadelesinin Anatomisi
Bugün 15 Şubat 2026. Bilecik’in o meşhur dondurucu soğuğuna rağmen Şeyh Edebali Meydanı’nda toplanan kalabalığı görseniz, bu insanların damarlarındaki adalete olan susuzluğun buzu bile eritebileceğini anlardınız. Yıllardır ha çıktı ha çıkacak denilen, her seçim dönemi bir umut kapısı olarak aralanan staj ve çıraklık düzenlemesi, artık siyasetin en sıcak patatesi haline gelmiş durumda. İstanbul’da yaşayan bir gazeteci olarak şunu söyleyebilirim ki; Anadolu’nun kalbinden gelen bu ses, artık metropollerin binaları arasında yankılanmanın ötesine geçti. Bilecik, bugün sadece bir şehir değil, bir direnişin simgesi oldu.
Staj ve Çıraklık Mağduriyeti Nedir? 1987'den 2026'ya Süreç
Meseleyi temelinden kavramak lazım; çünkü bu konu sadece rakamlardan ibaret değil. 1987 yılında yürürlüğe giren ve o günün şartlarında "gençleri mesleğe kazandırmak" amacıyla çıkarılan yasalar, bugün büyük bir hak kaybının zeminini oluşturdu. O dönemde meslek liselerine giden veya çıraklık eğitim merkezlerine kaydolan çocuklara "Siz artık sigortalısınız, geleceğiniz garanti" denildi. Ancak işin aslı, sadece sağlık primlerinin ödendiği, emekliliğe esas uzun vadeli sigorta kollarının ise yatırılmadığıydı. Bugün 2026 yılındayız ve o günün çocukları, bugün EYT yasasından bile faydalanamamanın verdiği derin bir hayal kırıklığıyla baş başa bırakıldı.
3308 Sayılı Kanun ve Sosyal Güvenlik Çıkmazı
İşin teknik boyutu tam bir labirent. 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu kapsamında yapılan çalışmalar, SGK sisteminde bir "tescil" numarası oluşturuyor ancak bu numara emeklilik için geçerli bir başlangıç kabul edilmiyor. Yani sistem sizi "İşe başladın" diye kaydediyor ama "Hizmet süren başlamadı" diyor. İşte bu çelişki, Türkiye genelinde sayıları 2 milyonu bulan bir kitleyi mağdur ediyor. Bilecik buluşmasında konuşan hukukçuların da altını çizdiği gibi; bu durum anayasanın eşitlik ilkesine açıkça aykırı bir durum arz ediyor.
15 Şubat 2026 Bilecik Toplantısı: Masadaki Senaryolar
Peki, bugün Bilecik’te ne konuşuldu? Toplantının ana gündem maddesi, Mart 2026 bütçe disiplini ve hükümetin ajandasıydı. Sahadan aldığımız bilgilere göre, mağdur dernekleri artık sadece "beklemek" istemiyor. Toplantıda alınan kararlara göre, eğer Şubat ayı sonuna kadar Meclis komisyonlarından somut bir adım atılmazsa, "Büyük Ankara Yürüyüşü" start alacak. Sosyal medyadaki hareketlilik ise inanılmaz boyutlarda; insanlar son bir saat içinde kendi aralarında organize olup Bilecik’ten yükselen bu meşaleyi tüm illere yayma kararı aldılar.
Ankara Kulislerinde Son Durum: Torba Yasada Yer Var mı?
Ankara’daki dostlarımızdan aldığımız duyumlar, hükümetin bu konuda bir "orta yol" aradığı yönünde. Masada iki ana formül var: Birincisi, staj ve çıraklık döneminin borçlanma yoluyla (askerlik borçlanması gibi) hizmetten sayılması. İkincisi ise, sadece prim günü eksik olanlara belirli bir indirim sağlanması. Ancak mağdurlar net; "İşe giriş tarihimiz, sigorta başlangıcımız olsun" diyorlar. Samimi olmak gerekirse, yerel seçimlerin yaklaştığı bu süreçte, iktidarın bu kadar büyük bir seçmen kitlesini görmezden gelme lüksü pek yok gibi görünüyor.
Mağdur Görüşleri: "14 Yaşında Tezgaha Geçtik"
Toplantı alanında konuştuğumuz bir vatandaşın sözleri aslında her şeyi özetliyor: "Biz çocukluğumuzu sanayi sitelerinde, yağın pasın içinde bıraktık. Yaşıtlarımız oyun oynarken biz usta kahrı çekiyorduk. Şimdi bize 'Sizin o zamanki çalışmanız sayılmaz' diyorlar. Bu hangi adalete sığar?" İşte bu samimi ve sitem dolu cümleler, meselenin insani boyutunu gözler önüne seriyor. İnsanların talebi lütuf değil; fiilen çalıştıkları günlerin, devletin kayıtlarında da gerçek bir çalışma olarak kabul edilmesi.
Peki Çözüm Nerede?
Çözüm aslında çok basit: Bir maddelik kanun değişikliği. SGK kanununa eklenecek geçici bir madde ile staj tescil tarihinin, emekliliğe esas sigorta başlangıcı olarak kabul edilmesi tüm sorunu kökten çözecektir. Bu düzenlemenin mali yükü, iddia edilenin aksine ülke ekonomisini sarsacak düzeyde değil; aksine borçlanma yoluyla SGK kasasına ciddi bir nakit girişi sağlayacaktır. 2026 Türkiye’sinde bu tür sosyal yaraların kapatılması, toplumsal barış için de elzemdir.
Gözler Meclis’in Takviminde
Önümüzdeki günler çok kritik. Bilecik’te yakılan bu ateşin sönmeyeceği, aksine Mart ayıyla birlikte daha da alevleneceği aşikar. Bizler de birer gazeteci olarak, halkın bu haklı talebini köşemize taşımaya, onların sesi olmaya devam edeceğiz. Unutulmamalıdır ki; adalet geç de olsa tecelli etmeli, sanayinin çarklarını çeviren o ellerin hakkı teslim edilmelidir. Şimdilik Bilecik’ten aktaracaklarımız bu kadar, ama bu hikaye burada bitmeyecek.